BİLGİ, NE ZAMAN GERÇEKTEN BİZİM OLUR?
- Öğretmen Kulübü
- 2 saat önce
- 2 dakikada okunur
Yıllar önce özel eğitimde çalışırken otizmli bir öğrencim kolumu tutup “Dur söylediğini kendime ben anlatacağım.” demişti. Sonrasında düşündüm biz öğretmenler sınıfta bir şey anlatırken çocukların anlatılanları özümsemesi için ne yapıyoruz diye. Şimdi bir devlet okulunda çalışıyorum ve her sınıfa girdiğimde aklımda şu soru oluyor: Öğrenciler bizim öğrettiklerimizi kendilerine anlatıyorlar mı yoksa biz onların müfredattaki bilgileri ezberlemesini mi istiyoruz. Bu noktada başarılı sınıflar yaratılmasının ilk koşulu yapılandırmacı sınıflar yaratmak sanırım. Bilginin doğrudan aktarıldığı yöntemlerden ziyade kişinin bilgileri kendi düşünce süzgecinden geçirmesine olanak sağlayan yöntemler daha etkili oluyor. Türk eğitim sistemine baktığımızda latin alfabesine geçiş doğrudan ezberin yerini yapılandırmacı süreçlerin almasını sağladı diyebiliriz. Arap alfabesinde sesli harfler bulunmamasının imlada yarattığı zorluk latin alfabesine geçilmesindeki önemli etkenlerden biri oldu. Öğrencimin söylediği söz bana bir şeyi daha düşündürdü. Öğrendiğimiz bilgi bize ne kadar yakın bir çevreden sunulmuşsa o bilgiyi özümsememiz o kadar kolay oluyor. Devlette öğretmenliğimin ilk yıllarında öğrencilere Hayat Bilgisi dersinde yakın çevrelerindeki tarihi eserleri anlatırken ne kadar tuhaf hissettiğimi hatırlıyorum. Farklı bir memleketten gelmiş-anlatılan tarihi yerlerin çoğunu yeni öğrenmiş- bir öğretmen olarak kendime “ Bu tarihi yerler benim aşina olduğum yerler değil ki.” dediğimi hatırlıyorum. Öğrencimle yaptığım diyalogtan sıyrılıp yapılandırmacı yaklaşımı temeline alan yöntemlerden bahsetmek istiyorum. Edgar Dale’in öğrenme konisine göre insanlar okuduklarının %10’unu, duyduklarının %20’sini ve gördüklerinin %30’unu hatırlıyor. Hem görüp hem duyduklarının %50’sini hem duyup hem söylediklerinin %70’ini hatırlıyor. O yüzden sınıf ortamında beş duyuya hitap etmek kalıcılığı arttırmak açısından son derece önemli.

Sovyet psikolog Lev Vygotsky’nin yakınsak öğrenme alanı kavramı da yapılandırmacı yaklaşım alanında kabul görmüştür. Vygotsky yakınsak öğrenme alanını bireyin bağımsız problem çözme becerisiyle belirlenen gerçek gelişim düzeyi ile yetişkin rehberliğinde veya yetenekli akranlarıyla iş birliği içinde problem çözme becerisiyle belirlenen potansiyel gelişim düzeyi arasındaki mesafe olarak tanımlar. O yüzden Vygotsky için öğretmenin rolü büyüktür. Öğretmen çocuğu alıp “bir başkası” haline getiren kimsedir.
İlke Özipek










Yorumlar