HERKESİN BİR BAŞARI HİKÂYESİ VARDIR.
- Hazal Yazıcıoğlu Büyükhatipoğlu

- 6 gün önce
- 3 dakikada okunur

Serbest kürsü vay be bu köşe benim, ilk başta ne yazacağım diye çok tedirgin olmuştum bir şeyleri başardığım zaman dahi başarabildiğimi hiçbir zaman kabullenemeyen bir insan oldum, onun için birazcık çocukluğuma indirmek istiyorum sizi, samimi içten bir yazı olsun istiyorum.
Çünkü aslında bilmesek de her birimizin kocaman bir başarı öyküsü var.
Çocukken daha ikinci sınıfta başarısız bir öğrenci olmaya başlamıştım matematikten hep düşük alırdım diğer yıllarda bunu izledi okul benim için duvarlarında kocaman parlak resimleri olan dışarıdaki Atatürk rölyefinde parmaklarımı gezdirdiğimde altın kaplamanın nasıl yapıldığını merak ettiğim bir yerdi sadece.
Ders dışında her şeyi merak ederdim pencere kenarlarında çıkan çimlerin neden çıktığını, voleybol topunun neyden yapıldığını, basket topunu neden sert futbol topunu neden yumuşak olduğunu bunları soracak cesareti de çoğu zaman bulamazdım çünkü sadece çalışkan ve akıllı çocuklar soru sorma hakkına sahipti.

Teorik dersleri dinlemek istemezdim, kitap okumak istemezdim, matematiği çözmek istemezdim ve öğretmenlerim bunu uygun bulmazdı yani öğretmenlerim derslerde başarılı olmayan çocukları sevmez ve görmezdi, ben çok uzun bir süre görülemeyen bir çocuk oldum eğitim hayatımın dokuz yılı böyle geçti. Ama öyle bir ders vardı ki kendimi gerçekten işe yarar hissettiğim bir yerdi sınıftaki kimsenin hemen yapamadığı şeyleri yapıyordum hatta onlara gösteriyordum çoğu yapmak istemiyordu o yüzden ellerine alıp ben yapıyordum bu derslerin ismi ‘ev ekonomisi’ ve ’iş eğitimi’ idi.
Hayatımda ilk defa okulda kendimi başarılı hissetmiştim örgü örüyordum, ahşap kesip boya yapıyordum, alüminyum kabartmalar, renkler, ipler, ahh… Tam benim dünyamdı fakat bunlar önemsiz derslerdi öğretmenler için toplum için sıradan herkesin yaptığı şeylerdi o yüzden bu dersleri yapabilmem beni başarılı falan kılmıyordu daha küçücük yaşta aklıma bunları yerleştirmiştim. Bu kadar dramatik gitmeyeceğiz merak etmeyin sadece çocukken eğitimde ne kadar zorluk yaşadığımdan bahsetmek istedim 🥹

Sürekli kendi kendine oyuncaklarını parçalayan birleştiren, bebeklerine kıyafetler diken boyayan saatlerce kendi başına oyun kurabilen bir çocuktum ve annem psikologa bile götürmüştü çünkü bu bir sorundu. Ders yapmıyordum ve içime kapanıktım, orada parlak zekâlı olduğum ortaya çıkmıştı ailemin içi rahatlamıştım ben ise onun ne demek olduğunu bile bilmiyordum derslerimde başarısız olmaya devam ettim. Yolum meslek lisesiyle kesişti çünkü kendimi, düz liseyi yapamayacak kadar başarısız yorgun ve çaresiz hissediyordum. Dokuzuncu sınıfta bölümleri tanıttıklarında El Sanatları’nı anlattıkları o anı hiç unutmuyorum, gerçekten bir okulda böyle bir ders mi vardı, hatta üç yıl okuyabileceğim kocaman bir bölüm mü vardı? Sorgusuzca hemen o bölümü seçtim ve benim küçük başarısız dünyam o bölümde tanıştığım muhteşem bir öğretmenle rengârenk bir yere dönüştü, artık başarılıydım öğretmenin anlattığı her şeyi ama her şeyi havada kapıyordum. Hatta sınıfta ilk anlayan ben oluyordum öğretmenden izin isteyip diğerlerine gösteriyordum ah bu en sevdiğim şeydi.
“Öğretmek” 16 yaşındaydım öğretme kıvılcımını ilk hissettiğim de o zaman tabii derinlerde hala yetersiz ve başarısız hissettiğim için kendime öğretmen lakabını hiç kondurmazdım ama bir gün, öğretmen olacaktım.

Dokuz yıllık kötü bir eğitim hayatından sonra ben liseyi dereceyle bitirdim. Aynı şekilde dört yıllık El Sanatları’nı okuduğumda da dereceyle bitirdim. Bazen üniversitedeki dersler bana yetersiz gelirdi malzeme almaya gittiğimiz ustaların yanında saatler geçirir ne olur bana şunlardan birazcık öğretin derdim. Onlardan da bir şeyler kapmak isterdim öğrenmek, sürekli öğrenmek ve bunları içimde yoğurup pişirip başkalarına öğretmek, benim için öyle güzel bir tutkuydu ki yapmalıydım ama bir yerlerde ben hala başarısız bir çocuktum ve bunu aşmadan da yetişkin olduğumuzda başardığımızı göremiyoruz.

Öğretmenliğe ilk başladığımda kendimi hala öğretmen tanımına konduramıyordum. Etrafıma baktığımda insanlar yüksek puanlar yaparak bölümlerine girmiş ömürleri boyunca matematik ve Türkçe çözmüşlerdi. Bense neydim ki, yani iplerle desenlerle boyalarla uğraşan biriydim. Bu başarılı olmak için öğretmen olmak için yeterli bir şey miydi? En niyetinde herkes sanki benim yaptıklarımı çabalamadan yapabilirmiş gibi geliyordu.
Yolum bir terapi süreci ile kesişti ve orada çocukluğumda kendimi ne kadar başarısız hissettiğimi, çevremden öğrendiğim şeylerle kendimi ne kadar ötelediğimi fark ettim. Sonra kendi çocukluğuma ben çocukken çevremde olamayan yetişkin oldum, yani ben çocukluğumun yetişkini oldum çok konuştum onunla çocukken başarısız olmanın suçunun ona ait olmadığını çok anlattım, bunları yazarken bile ağlıyorum çünkü hala o çocuk bazen içeride kendini çok başarısız hissediyor. Fakat ben artık 11 yıllık bir öğretmenim ve gerçek anlamda bugüne kadar eğitim verdiğim öğrencilerimin en küçüğü 3 en büyüğü ise de 72 yaşındaydı ve artık dokunduğum insanları, kendi başarılarımı görebiliyorum.

Şimdi çocukluğuma gidip bugün yaptıklarımı anlatıyorum çünkü o zaman birisi ona büyüdüğünde öğretmen olacağını söyleseydi binlerce insana yediden 70’e dokunduğunu söyleseydi hem de en sevdiği alanda hayal dünyasında, büyük ihtimalle sevinçten ağlardı.

“Masalarda Bir Peri Çıkar Karşına Gerçek Hayatta Öğretmen” Ahmet Serif İzgören’in öğretmen hikâyelerinden derlediği bir kitabı ben o kitabı her okuduğumda ağlıyorum. Çünkü biliyorum bu hayatta bir sürü gerçek peri var uzun sürse de ben bir peri bulmuştum ve şimdi biliyorum ki bu blogu okuyan öğretmenlerin hepsi peri ve çocuklarını görüyor.

Bu konuyu neden kaleme almak istediğimi de açıklamak istiyorum. Sizler, bu blogları okuyan Öğretmenler her biriniz bir çocuğun hayatına dokunuyorsunuz biliyorum ve küçük yaşlarda farklı alanlarda parlayabilen çocuklarınız olduğunda onları görüp onlara yön verebileceğinizi de biliyorum.
Sevgilerimle Hazal Yazıcıoğlu Büyükhatipoğlu














Yorumlar