top of page
  • Yazarın fotoğrafıAslı Fitoloğlu

BEYAZ ZAMBAKLAR ÜLKESİNDE



Beyaz Zambaklar Ülkesinde kitabı

Yıllar önce (çok da yıllar önce değil, inanmayın 😊) eğitim fakültesinde okurken hocalarımız tarafından okunması zorunlu tutulan kitaptı, Beyaz Zambaklar Ülkesinde. O zamanlar okumak zorunda olduğumdan mıdır nedir, incecik kitap bitmek bilmemişti. Öğretmenliğe başladığım yıllarda kitaplığımda bulup ve tesadüf ki o dönem Finlandiya, Uluslararası Pisa sınavlarında birinciliği kimselere kaptırmaması ile konuşulurken merak edip bir çırpıda okumuştum. Kitap ilk kez Mustafa Kemal Atatürk zamanında Türkçe'ye çevrilmişti. Üstelik Atatürk kitapta bahsedilen destansı başarıya tek kelimeyle hayran olmuştu ve kitabın ülkedeki okulların, özellikle askeri okulların müfredatına dahil edilmesini emretmişti.

Grigori Petrov
Grigori Petrov

Kitabın yazarı Grigory Petrov, 20'nci yüzyılın başında Finlandiya'nın Rusya'ya karşı verdiği bağımsızlık mücadelesini tüm yönleriyle ele alıyordu. Kitapta; bataklık bir bölgenin, üzerinde beyaz zambakların açtığı güzel bir ülkeye dönüştürülmesinin hem gerçek hem de sembolik yönü anlatılıyordu.


O vakitten sonra Finlandiya aklıma düşmüştü. Bu ülkeye gitmeli ve eğitim sistemini görmeliydim. Oradan bir kahraman olarak dönmeli ve ülkemin eğitimine adımı altın harflerle yazdırmalıydım! Tamam biraz abartmış olabilirim 😊 Bir kahraman değildim ama Finlandiya’da gördüklerim, duyduklarım bende yepyeni bakış açıları yaratmıştı. Neler mi deneyimledim?


Gelin birlikte bakalım:


Ben ve öğretmen arkadaşlarım günler ve gecelerce yazıp gönderdiğimiz Erasmus Projesi’ni kazanmanın coşkusuyla, kendimizi karlı bir şubat günü, Finlandiya’da bulmuştuk. Hava -30 ºC ve neredeyse hiç gün ışığına rastlayamıyorduk. Bu zorlu coğrafyanın nasıl dünyanın sayılı ülkeleri arasında yer aldığını iyice merak etmeye başlamıştık. Finlandiya’ya adım attığımız andan Türkiye’ye dönünceye kadar herkesin dilinde öncelikli olarak tek bir sözcük vardı: ‘Trust’ Ülkede her şey güven üzerine kuruluydu. Herkes birbirine koşulsuz güveniyordu. Ve tabi ki ülkeyi refah düzeyine çıkaran tek bir kavram vardı.



‘Nitelikli Eğitim’

Öyle ki; Finlandiya’da devlet bütçesinin büyük bir bölümü eğitime ayrılıyordu.

  • Ülkede eğitim tamamen ücretsizdi.

  • Tüm okullar devlete aitti ve hiçbir özel okul bulunmuyordu.

  • 17 yaşına kadar herkes temel eğitim alıyordu.

  • Öğrenciler, bir üst kademeye geçişlerinde herhangi bir sınava tabi tutulmuyorlardı ve bu nedenle sınav kaygısı yaşamıyor,

  • bilgiyi okulda öğreniyor ve içselleştiriyorlardı.

  • Okul müdürleri devlet tarafından seçiliyordu.

  • Öğretmen alımlarında; güçlü özgeçmişler ve öğretmenin mülakattaki performansı etkili oluyordu.

  • Sınıf öğretmenlerine çok fazla önem veriliyor, hepsinde yüksek lisans ve İngilizce bilme şartı aranıyordu.


Laf aramızda ülkedeki en yüksek maaşı da öğretmenler alıyormuş 😊

Finlandiya’da okul yöneticileri ve eğitimcilerin anlattıkları bizlere inanılmaz geliyordu ve hepimiz ‘hadi bize bunları kanıtlayın’ der gibi bakmış olacağız ki, bir hafta boyunca Finlandiya’da gezmediğimiz ana okulu, ilkokul, ortaokul, lise kalmamıştı. Hatta bir köy okulu ziyareti bile yapmıştık.

Okulların hepsinde, ergonomik mobilya ve materyaller dikkat çekiyordu. Her alanın işlevselliğini artıran uygulamalar yapılmıştı. Spor salonu, resim, müzik gibi derslikler profesyonel olarak dizayn edilmişti. Öğrenci ve öğretmenlere ait rahatlama alanları, müzik dinleme köşeleri ve hatta Playstation oynama odaları gözümüzden hiç mi hiç kaçmadı 😊


Okul binaları yapılmadan önce öğretmenlere ve öğrencilere ne gibi ihtiyaçlarının olduğu soruluyormuş. Gerçekten de tüm derslikler öğrenci ve öğretmen ihtiyacına göre tasarlanmıştı. Öğrencilerin hayat becerilerini kazanabilmeleri adına tasarlanmış marangoz atölyeleri, ev ekonomisi sınıfları ve mutfaklar; kız-oğlan ayrımı gözetilmeksizin tüm öğrenciler tarafından kullanılıyordu.

Ders süreçlerinde, grup çalışması, tartışma gibi etkinlikler sık kullanılıyor; öğrenciler derslere aktif katılıyordu. Öğretmen bilgi veren değil, bilgiye ulaştıran kişi konumundaydı. ‘Farklılaştırma’ bir sınıf için olmazsa olmazdı.


Sınıflara girdiğimizde kokteyl masaları ve pilates topları ‘hoşgeldiniizz’ diyerek bizi karşıladı. Sıralarda oturmak istemeyen öğrenciler için konulmuştu bunlar. Çocuklar pilates toplarıyla sınıfta futbol oynar diye düşünürken hiçbirinin ders düzenini bozmadığını gözlemledik. Ayrıca tüm öğrenci, öğretmen ve yöneticilerin okulda sevimli peluş çoraplarla dolaşması çok ilgimizi çekmişti. Okul binasına girer girmez herkes ayakkabılarını çıkarıp kapı girişindeki raflara koyuyor ve bina içerisinde çorapları ile dolaşıyordu. Öğrenciler okula bisiklet ya da kızaklarla geliyordu. Teneffüslerinin vazgeçilmezi ise buz hokeyiydi.


Anasınıfı öğrencileri dahil olmak üzere tüm öğrenciler, yemeklerini kendileri alarak masalarına gidiyor, ardından tabaklarını temizleyerek gerekli yerlere yerleştiriyorlardı. Ve tabaklar yıkamaya hazır! Ayrıca Finlandiya’da tüm ebeveynler çalıştığı için kaç yaşında olursa olsun çocuk eve kendisi gelip, mikrodalga fırında yemeklerini ısıtıp kendi işini kendisi yapıyor.


Bir haftalık Finlandiya deneyimimizde, ‘Aslında belki de nitelikli eğitim vermek zor bir şey değildir!’ düşüncesi aklımızda dolaşıp durdu. Çocuklara hayatı öğretmek, yaşam becerilerini geliştirebilecekleri ortamlar sağlamak, onlara güvenmek, farklılıklarına saygı duymak… işte bunların hepsi iyi bir eğitimin temelleri… Ne dersiniz? Kolay sanki 😊


Son Yazılar

Hepsini Gör

コメント


bottom of page