• Osman Torun

TZB! YA DA BEKLETİLMEYE (S)ÖVGÜ



“Dikkat dikkat! Bu metin içsel ve düşünsel değişim talebi içermektedir. Bu değişme hazır değilseniz devamını okumamanız rica olunur...”

Doğru duydunuz TZB! Yazımda yanlışlık yok bilakis aşırı dozda doğruluk var gibime geliyor. Ne fazlası ne eksiği ile tam tekmil bir çağrı hepimize. Çoğunluk için bir anlam taşımıyor ama yaşamın içinde hepimize dokunan ve bizlere alan yaratan bir çığlık benimkisi. İçimde kabaran isyanı paylaşma zamanı şimdi.


Aaaa bunun da çağrısı olur muymuş? seslerini duyar gibiyim. Beni dinleyiniz o halde. Yılların biriktirdiği yaşanmışlıklardan taşan bir duyarlı ses olmayı seçiyorum huzurunuzda. Çok geç kalmış olmadığıma inanıyorum. Yeryüzündeki gönüldaşların varlığına olan inancımla birikmiş sözlerimi bırakıyorum ellerinize. Beni anlarsınız değil mi?



TZB! diyorum – şimdilik aramızda bir sır – ne menem bir şeysin sen!


Yaşamın neredeyse tükenircesine koşuşturulup bir türlü yetirilmediği günlerden geçerken, bu gerçekliğin karşısına dikilmiş bir aymazlıktan bahsediyorum elbette. Kimimizin oyuncu kimimizin seyirci ama rollerin hep değiştiği bir sahnede, yaşadığımız bu tüketen gerçekliğe boyun eğmemeliyiz, sonuna kadar direnmeliyiz. Her yanımızın edilgen bir boyun eğiş coğrafyasına dönüştüğü yeni demlerde insanca bir tutumdur, değişimdir özlediğim. Tam da bunlarla dertlenirken içimde bulduğum bir hazinenin adı aslında o.


Bir perdenin açılışı, bir dostun merhabası ya da bir annenin kucaklayışı kadar huzurlu bir kavuşma benimkisi. Hazırsanız hemen açıyorum pandoranın kutusunu! Ben hazırım, hem de çoktan. Kahramanımsınız hepiniz. Hızlı adımlarla yürüyorsunuz, içinizde belki bir kıpırtı belki de kavuşmanın heyecanı.


İşte karşınızda vuslatınız. Konferansın yapılacağı mekâna merakla giriyorsunuz. Henüz biraz daha zaman var. O da ne? Kimsecikler görünmüyor ortalıkta. Saatinizle göz göze geliyorsunuz. Bir yanlışlık yok. Her şey yerli yerinde. Etkinliğe ilk gelen kişi ödülünü size verecekler ama buna gerek yok ki. Bunu biliyorsunuz değil mi? diyen bir sesle uyanıyorsunuz hülyanızdan. Çoğalmışsınız! Hatta koltuklarınıza gömülmüş, algı kapılarınız ve not defterinizle hazırsınız.


"Bitse de gitsek!"

Siz hazırsınız da, ya muhataplarınız? Yaprak kımıldamıyor salonda. Saatlerle göz göze gelmeler artıyor. Etraf kolaçan ediliyor. Göz göze geliniyor diğerleriyle. Gözlerde cevapsız sorular, içimizde başlayan hafif kararsızlıklar. İlan edilen saat geçileli epeyce olmuş. Ehh sonunda bir kıpırtının ardından konuşmacılar yerini alıyorlar. Ama olamaz! Neden bahsediyorlar böyle. İlan edilenin yakınından bile geçmiyor lakırdılar. Sanki sokaktan o anda gelmişçesine telaşlı, hazırlıksız konuşmacılara bir de uzun ve ilgisiz sorular soran dinleyicilerin eklenişi. Dinleyicilerde yerleşen bitse de gitsek duygusunun yüzlere yerleşen gölgesi. En baştaki ihmal zincirinin sonraya sirayet edişiyle birlikte uzayan, uzadıkça huzursuzluk yaratan beklenen sona eriş ya da eremeyiş.




Artık gittikçe gelenekselleşen böyle bir gerçekliğin belki de en kötü yanı Nasıl olsa geç başlayacak, o halde geç gideyim yargısı olsa gerek. Böylece kendi kendini doğuran ve çoğaltan bir düşünsel yanılsama yerleşiyor zihinlerimize. Ya onlar! Yeni şeyler öğrenme aşkıyla koşarcasına zamanından önce gelip yerini almış o güzelim insanlara, kırılmış arzulara üzülmemek elde mi? Onların hakkını nasıl ödeyeceksiniz peki?

Bir insanın öğrenme umudunu kırmanın günahı nedir acaba?

Tam o anda salonun ortasında bir çığlık: TZB! Hatırlıyorsunuz değil mi bu sesi? Var mısınız hep birlikte yüksek sesle eşlik etmeye bu duyarlı çağrıya. Bizim sesimiz olmaya… Haydi o halde. TZB! TZB! TZB! T… Harikasınız, harikaaaa. Biliyordum beni yalnız bırakmayacağınızı. İyi ki varsınız dostlarım. Sorumluluklarımızı hatırlayalım, hatırlatalım hep birlikte. Hani demem o ki, durduralım şu zaman hırsızlarını. Hem de acilen ve hemen. Almasınlar bu en kıymetlimizi, biz isteyince verelim severek, hakkının verildiği duygusunu yaşayarak. Ama bu şekliyle gerçek bir talana dönüşüyor çoğu kez. “Elbette onlar da istemezdi böyle olmasını” demek isterdim. Ama çoğu zaman bu kadar masumca değil yaşadıklarımız, elimizden kayıp giden… Artık her şey tam zamanında başlasın lütfen! İsteğimiz sadece bu. Sadece…



Yaşanan gürültüde duyulmayacak olsa bile birlikte çoğalmaya değer bir ses. Ama gerçekliklere sırtını dayamış, gücünü yaşamın kendisinden alan bu girişimin bir biçimde karşılık bulacağına olan inancımız tam değil mi? Saflarımız sık, ellerimiz birlikte buluşuyor şimdi. O salonda tam ortasındayız aymazlıkların. İdealistçe bir kenetlenme ile haykırıyoruz tüm zaman hırsızlarına. Sesimizle salon inliyor. Kör gözler, sağır kulaklar duymalı bizi. Ellerinizi görebilir miyim lütfen? Ve sen sevgili dostum, ortak aklımızın sesi. Şunları haykırıyorsun dünyaya:


Zaman Hırsızları

Toplantıları zamanında başlatacağıma, konu başlığına sadık kalıp ona uygun içerik geliştireceğime, buluşmalarıma geç kalmayacağıma, zamanı iyi kullanacağıma, konuşmalarıma hazırlıklı geleceğime, konuşulanları tekrar etmeyip özgün paylaşımlarda bulunacağıma, aktif bir dinleyici olacağıma, dinliyormuş gibi yapmayacağıma, şov yapmayacağıma, gereken zamanda bitireceğime, ilgili sorular soracağıma, sorulan sorulara ilgili cevaplar vereceğime, etkinlikle ilgili erteleme ve değişikliklerden katılımcıları zamanında haberdar edeceğime, toplantı yöneticisi olarak adil ve tarafsız davranacağıma en önemlisi de gerçekten zamanınızı çalmayacağıma söz veriyorum

Bu bizim küçük TZB! bildirimiz olsun mu? Hatta ne yapalım biliyor musunuz? Düzenlediğimiz, içinde olduğumuz tüm buluşmaları duyururken bu şifremizi yazalım bir yere. Afişlere, davetiyelere, kartlara, mesajlara. Aklımıza neresi geliyorsa oraya. Bizim şifremiz düğün ve yemek davetlerinin “Lütfen Cevap Veriniz (LCV)” uyarısının kardeşi olsun. Güzel olmaz mı? Size garip gelebilir ama bunun gerçekleşeceğine dair öylesine umudum var ki bir bilseniz! Haa bu arada belki de fırsatını bulur, sıkı mücadele edersek İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi’ne “Bekletilmeme Hakkı” maddesini bile ekletebiliriz.




Ahh bir de güzelliklerin yaratılmasına kaynaklık eden üretken bir pınarken, bugünün acımasız dünyasında sanki bir üstünlük göstergesiymiş gibi kirletilmiş bir cezaya dönüşen sevenin sevilence bekletilmesi var ki onu da sonra anlatırım.


Zamanınızı aldım, kusuruma bakmayın lütfen. Her şey “Tam Zamanında Başlayacak” ve bitecek biliyorum, hissediyorum…

48 görüntüleme0 yorum