• Gülnaz Çağlayan

Eğitimci, Yazar Nevzat Süer Sezgin İle Birlikte

Bu söyleşi Erkan Bulunmaz tarafından hazırlanmıştır.


1) Nevzat Süer Sezgin kimdir? Neler yapar?


İnsanın kendisini anlatması zor. 1947 yılında doğmuşum. Liseyi Konya Ereğli’de bitirdim. Fark dersi vererek İvriz Öğretmen Okulu'ndan da aynı yıl mezun oldum. Ankara Üniversitesi Fen Fakültesi mezunuyum. Yedi yıl devlet okullarında öğretmenlik ve yöneticilik yaptım. 1986 yılında Özel Koru Anaokulu'nu kurdum. Beş yıl Özel Ekin Lisesi'nde kurucu ve eğitim danışmanı olarak çalıştım. 2009 yılında kendimi emekli ettim. O günden beri kadın sorunları ve eğitimle ilgili bazı sivil toplum kuruluşlarında çalışmaya devam ediyorum, okuyorum, yazıyorum ve yetişkinlere çocuk edebiyatı atölyeleri yapıyorum. Kırk üç yıldır anneyim.

2) Edebiyatla ilişkiniz nasıl başladı? Sizin yaşamınızdaki önemi nedir?


Ben galiba edebiyatın içine doğdum. Babam kadın doğum doktoru, annem tarih öğretmeniydi. Evimizde müthiş bir kitaplık vardı ve özellikle babamla okuduğumuz kitaplar hakkında konuşmak bana çok iyi gelirdi. Babam aynı zamanda Halkevi başkanıydı. Teyzem ve eniştem İvriz Köy Enstitüsü'nde görevliydiler. Yazlarım onlarla geçerdi. Köy enstitülerinde ve halkevlerinde sanatın her dalı insanın olmazsa olmazı oluyordu. Okumak, okuduğunu paylaşarak gelişmek insanın kişiliğine kendiliğinden ekleniveriyordu. Yani ben liseyi bitirinceye kadar çok okunan, çok düşünülen, çok edebiyat etkinliği yapılan ortamlarda Nazım Hikmetler, Orhan Kemaller, Sait Faikler, klasikler arasında büyürken genç kız oluverdim. Şu an sahip olduğum pek çok beceriyi o yıllara borçlu olduğumu düşünüyorum. Gençlik yıllarım Ankara’da üniversite, Sinematek, Ankara Sanat Kurumu, Cuma konserleri, Fikir Kulüpleri, Barış Derneği ve Türkiye İşçi Partisi arasında sürekli okuyarak, tartışarak ve dergiler çıkarıp dergiler batırarak geçti. Genç, dinamik, okuyan, araştıran ve bu ülkeyi çok seven gençler olarak düşüncelerimizi, duygularımızı dergilerde anlatmaya çabalayan, demokrasiye, bağımsızlığa yürekten inanan gençlerden oluşmuş bir gruptuk. Sanatın tüm dalları gibi edebiyat da bizim için bağımsızlık savaşında çok değerli bir araçtı. Bizler 1965’li yıllarda bir gün ülkemizin küresel sermayenin elinde oyuncak olacağını, emeğin değerinin bilinmediği toplumların emperyalizmin kucağında kötü yönetileceğini fark etmiştik. Ve sesimizle, bedenimizle, kalemimizle haykırıyorduk. Beni, düşüncelerimi yazarak ve anlatarak paylaşmaya iten bu tür düşünceler, bağımsız bir ülkede büyüme, çocuklarımı büyütme arzusuydu.

3) Çocuk edebiyatının hayatınızdaki yeri ve önemi nedir?


Çok şükür ki artık, çocuk ve gençlik edebiyatının farklı olması gerektiği, yazarlar, eğitimciler, yayınevleri ve okurlar tarafından anlaşılabildi. Kitap, çocuğun bilişsel, duygusal, dilsel, cinsel ve sosyal gelişim boyutlarını doğrudan etkileyen en önemli araçlardan birisidir. Çocukluk ve gençlik çağlarında okunan edebi eserler çocuklarımızın gelecekteki kimliklerinin temel taşlarındandır. Çok değerli çocuk ve gençlik edebiyatçılarımız gün geçtikçe çoğalmaktadır. Ancak öte yandan da şiddet içeren, dili ve anlatımı çok bozuk, dini ya da ırkçı iletilerle dolu yayınlar da çok fazladır. Anne babaların ve eğitimcilerin, çocuklara okutacakları kitapları seçerken çok özen göstermeleri gerekmektedir.


4) Kitaplarda seçilen konular için yazar adaylarına verdiğiniz öğütler/öneriler nelerdir?


Ben öğüt vermeyi pek sevmem ama kendi yaşam felsefemi sürekli anlatırım. Çünkü tek bir kitabın bile insanın yaşama bakış açısını değiştirebileceğine inananlardanım. Edebiyatın dönüştürücü gücü benim için çok değerlidir. Barış, adalet, özgürlük ve demokrasi için uğraşan bir eğitimci olarak beni olumlu ve olumsuz etkileyen kitaplar hakkındaki düşüncelerimi ve duygularımı paylaşmayı seviyorum. Edebi eserler üreten yazarlara olan saygım beklentilerime uyup uymamalarıyla doğrudan ilişkili. Piyasa koşullarına göre üreten, toplumsal sorunları göz ardı eden, dili ve anlatımı bozuk, konuları mistisizm ve ayrımcılık içeren, şiddet dolu eser sahiplerine saygı duymuyorum.


Çünkü insan denilen varlığın şu anda olduğundan daha masum, daha temiz doğduğuna ve şiddeti, hırsı, sömürüyü, ötekini yok saymayı kapitalist sistemin dayattığı gündelik yaşamdan ve ezberci eğitim sisteminden öğrendiğini düşünüyorum. Bu nedenle de düşünen ve hisseden herkese kapitalizmin ve emperyalizmin dayattığı her tür sömürüye, insanı ve doğanın diğer parçalarını yok eden her tür baskıya karşı durmak, çözümler üretmek ve yeni temiz bir dünya için uğraşmak düşer diyorum. Çocuklar için yazmak da bence bu uğraşların en değerlilerindendir.


5) Yazarlık atölyelerinizden sonra birçok katılımcı kitap çıkardı. Eğitim verdiğiniz adayları hangi kritere göre belirliyorsunuz?


Benim için önemli olan atölye katılımcılarının içlerindeki çocuğu diri tutmaları, edebiyatın dönüştürücü gücüne inanmaları ve yazmaktan haz duyarak, çok okuyup çok çalışmalarıdır.

6) Çocuk edebiyatında cinsiyet ayrımcılığı hakkında ne düşünüyorsunuz?


Bu benim çok üzüldüğüm ve sürekli mücadele edilmesi gerektiğine inandığım bir konu. Özellikle temel eğitim çağındaki çocuklar için yazılmış masal, öykü ve romanlarda kızlar zayıf, korunması gereken, yalnızca anneliğe ve süslenmeye özenen varlıklar olarak sunulurken, erkekler gücü temsil eden ve geleceği yaratan olarak sunulmaktadır. Dini ögeler de gittikçe yaygınlaştırılmakta.


Üç yaşından itibaren yaşamı sorgulayan, merak eden ve öğrendikleri kalıcı olan okul öncesi çağındaki çocuğa toplumsal cinsiyet rolleri dayatılıyor. Çizgi filmler, oyuncaklar vb. etkenlerde bu algıyı destekliyor. Bazı ders kitaplarında da bu tip resimlere ve şiirlere sıkça rastlıyoruz. Cinsiyet ayrımcılığına dayalı bir eğitim almış ve o eğitime uygun kimliklerle büyümüş pek çok edebiyatçı da farkında olarak veya olmayarak aynı yaygın ideolojiyi ne yazık ki eserlerine yansıtmakta. Yalnızca böyle bir zihniyetin yaygınlaştırılması bile kız çocuklarına ve geleceğin kadınlarına yönelik duygusal ve toplumsal bir şiddet olarak gizli bir biçimde kendini yeniden üreterek sürmekte.

7) Yazar adaylarının mutlaka okumasını istediğiniz kitaplar var mı? Hangileri?


Bence yazar adayları buldukları tüm kitapları okusunlar. Kendi yaşam felsefelerine göre okuduklarının bazılarından nasıl yazılmaması gerektiğini, bazılarından da nasıl yazılması gerektiğini öğrenirler. Önemli olan okudukları kitapların konu, olay örgüsü, anlatım, dil, kurgu ve en önemlisi ileti açısından çocukluk kültürüne ne kadar uyumlu olduğunu anlayabilmektir. Bunun için de gerçekten nasıl yazılması gerektiği hakkında çok çalışmanın önemini kavramak gerekir.


8)En sevdiğiniz yazar kimdir? En sevdiğiniz kitap hangisidir?


Bana göre eğer bir eser çocuğa yaşam sevinci katıyorsa, sorunlara çözüm arama, başka yaşamlar hakkında düşünme , kendisine benzemeyeni hissetme becerileri kazandırıyorsa ve çocuk o kitabı zevk alarak okuyorsa o kitap değerlidir. Çünkü gerçek çocuk edebiyatının çok değerli bir itici güç olduğuna ve insandan, doğadan, barıştan yana çok şey öğrettiğine inanıyorum. Lütfen benden en sevdiğim yazar ve kitabı isteme, o kadar çok ki!


9) Son çıkan, derlemesini yaptığınız “Ah Korona Vah Korona “ kitabı çok güzel öykülere ev sahipliği yaptı. Yeni projeleriniz var mı?


Evet. Martı Çocuk ve Gençlik Edebiyatı grubuyla çocuk haklarıyla ilgili yaptığım öykü derlemesi yakında Nezih-Er Yayınları tarafından çocuk okurlara ulaştırılacak. Bir de Eksi 18 Edebiyat Topluluğu'yla ilgili çalışmalarına başladığımız bir derleme projemiz daha var ama burada konusunu söylemeyeceğim. Sürpriz olsun.


Sevgili Erkan benimle bu söyleşiyi yaptığın için çok teşekkür ediyorum.




7 görüntüleme0 yorum

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör